“Ah” sözü gerek Osmanlı alfabesi ile gerekse Latin alfabesi yazımında “Allah” lafzının ilk ve son harfleridir… Günah da “ah”la kafiyelidir. O da siyahla, simsiyahla, vahla, eyvahla… Lakin hepsi de Allah’la…”Ah”tır kafiyelerin en güzeli… Âh etmemiz aşk'tandır biz aşığız çünkü âh ederiz, çünkü âh'ımız aşkımızın muhbiridir. Bizim âhlarımızın esbabı yalnızca aşktır… Gerçi Eskiler “Ah mine'l-Aşk” yani “Ah aşkın elinden” demişler; galiba biz de “Ah Bine'l-Aşk” yani “Ah aşka ulaşmak” demeliyiz.

Aşk delilik, dengesizlik halidir. Öylece geleni yaşama, bazen sadece bakma halidir. Aşk cesaret ister. Aşkın kendi güneşi vardır. Ne zaman doğacağını o bilir, siz şimdi biraz dinlenin.

Ah Min'el Aşk'ı Anlamak. Aşk öyle bir denizdir ki dibi bulunmaz; öyle bir sırdır ki, her gönül kaldırmaz, ehli olmayanlara anlatılmaz. Divan şairleri aşkı acı çekmek için yaşamışlar, bundan memnun olmuşlar hiç bir zaman ah ü vah edip aşka, âşık olduklarına lanet okumamışlar. Ama ya şimdi? Aşklar ne için? Sadece görmek konuşmak ve daha ilerisi dokunmak için. Kaybedilen ne oldu? Eski zamanlarda yaşanan Leyla ve Mecnun aşkı neden artık bir hikâye, neden bir destan. Mecnun Leyla'ya kavuşmaya gücü yetmezken günümüzdeki aşklar daha mı güçlü ki birkaç buluşmadan sonra hadi sen yoluna ben yoluma deniliyor?

Ah Minel Aşk’ın ne anlama geldiği konusunda uyuşmazlıklar var.

Önce, aşk vardı. Gökler kat kat kurulmamış, yeryüzü kadem kadem örülmemişken aşk vardı. Ay geceye saklanmadan ve gölge güneşe nikâhlanmadan aşk vardı. Kaderi heceleyen mühürlü defterden ve üzerine ant içilen kalemden önceydi o. Önce yoktu ve aşk vardı. “Aşkın elinden, hem kahreden aşk hem de kahreden gözyaşı, ah aşktan ve onun hallerinden, kalbimi sıcaklığıyla yaktı, ah aşkın elinde” diye anlamlandıranlarda var. Halk sanatında tabiat bir çerçeve gibi insanın çevresinde yer alırken burada elif ve he’yi insan olarak düşünürsek tabiat bunun çevresinde ikinci planda toplanıyor demektir. Tabiatın sınırsızlığı yazı ile resimlenmesine kolayca imkan sağlayamadığından yazı sadece resmin ortasında görülür, he’nin dere şeklinde göz yaşlarıyla, tabiatla birleşir, aynı şey olur. bu ah minel ask yazılı tabiat resimleri ateşle suyun, iki zıd mizacın yankısıdır. yedi dağın tepesinden ateşler dumanlar fışkırırken iki gözlü he’nin gözlerinden akan yaşlardan dereler, denizler meydana gelir. elif’in tepesinde yıldırımlar zikzaklar çizer.

Demir dağları eriten, feleğin aynası olan gök kubbesini karartan, yer yüzünü tufanlara boğan bu aşk timsalinde iki ayrı güç yan yana bulunduğu halde birbiriyle birleşememektedir. Ateşle su, elif’le he bunu sembolleştirir.

Aynı zamanda Osmanlı devrinde bir genç evlilik çağına yaklaştığında ve de aşık olduğunda bunu ailesine hissettirmek için hemen bir “ah minel aşk” tabelası yazdırır evin salonuna asarmış.

Derleyen: Kadir KORCAN

loading...